Tanrının Söyleyecek Birşeyleri Var

bir dakika olsun durup dinlenmeye vaktimiz yok, asla kendimize derin bir nefes alma fırsatı tanımıyoruz. bir kez bile dönüp bakmadan, yanından koşar adım geçip gittiğimiz manzaraların hasretiyle öleceğiz. çünkü yolun sonundaki ışığa odaklandık, duvarlarda ne yazdığının hiç bir önemi yok bizim için.. farkında değiliz hiçbir şeyin. asırlar boyu ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz, asırlar boyu yaşayacakmışcasına ufacık şeyleri dert ediniyoruz kendimize. stresten, kederden, elemden uyuyamadığımız gecelerimiz oluyor. ne uğruna ulan bütün bunlar? diye sormak aklımıza gelmiyor. bazen bir diploma, bazen bir iş, bazen de bir insan uğruna günlerimizi, gecelerimizi heba ediyoruz.  aynı anda o kadar çok yerde birden olmak istiyoruz ki, haliyle hiçbir yere yetişemiyoruz.
bazen vaktinden erken gittiğimiz oluyor, ama ekseriyetle geç kalıyoruz. zaten yetiştiklerimizin de bir değeri olmuyor, çünkü aklımız hep ulaşamadıklarımızda..
bazen, rakı sofraları oluyor, bazen bir şarap şişesi etrafında toplanıyoruz. kimi zaman da kuytu köşelerde içilen bira şişeleri oluyor, yine sonuncusunu bitirmeden fırlatıyoruz. sonunu getiremediğimiz yüzlerce hikayeden yalnızca biri. belki de en zararsızı..
sonra, böyle karanlık ve yalnız geceler oluyor. üşüdüğümüz, ağladığımız, korktuğumuz, kaygılandığımız, sarılacak bir beden uğruna yanıp tutuştuğumuz geceler. bir çift göz istiyoruz yalnızca. ”korkma, ben varım” diyerek gülümseyen umutlu bir çift göz. bütün umudumuzu, hayallerimizi o umutlu gözlere bağlıyoruz. peki ya o gözlerin sahiplerinin de, bizim gibi umutla gülümseyen gözlere ihtiyacı varsa? diye sormak aklımıza gelmiyor. hep bir şeyler bekliyoruz birilerinden ve o birileri bizden bir şey beklediğinde ise çıkarcılıkla suçluyoruz onları. aynaya bakmak aklımıza gelmiyor.
vermeye cesaretimiz yok, eksilmekten ödümüz kopuyor. yani daha fazla eksilmekten. bu korku bizi kalabalıklardan uzak tutuyor, daha kötüsü olmasın da, bu halimize de şükür, diyoruz. elimizden fazlası gelmiyor.  aşkın, sevginin tanımını dahi bilmiyorken, koca koca sevgiler talep ediyoruz karşımızdakilerden. peki bizim buna karşılık verecek neyimiz var? diye asla sormuyoruz.bir köprünün ucundayız, sevdiklerimiz, hayal ettiklerimiz köprünün diğer tarafında duruyor. onlar gelsinler diye bekliyoruz. hiçbir şey yapmadan, bekliyoruz öylece. karşı tarafa geçerken kaybetme ihtimalimiz olan şeyleri düşünüp korkuyoruz, kılımızı kıpırdatmadan bekliyoruz öylece. muhtemelen karşı tarafta bekleyenler de aynı şeyi düşünüyor, bu seçeneği gözardı ediyoruz..
sonrası bol bol alkol, şikayet, isyan, sex, küfür. bazen de böyle yazılar..

sık sık hastalanıyoruz. sık sık şikayet ediyoruz ağrılarımızdan. böyle hastalıklı ruhlara ev sahipliği yapan gariban bedenlerimiz bize iyi bile dayanıyor, diyemiyoruz. böyle şeyler hep beni buluyor, diyoruz. isyan ediyoruz her zamanki gibi. alt tarafı grip olmuşuz..hastane önlerinden geçerken kanser hastaları bize gülümsüyor. hemen uzaklaşıyoruz oradan. kendimizden daha kötü durumda olanları görüp bundan memnuniyet duyuyoruz. ve buna vicdan diyoruz, merhamet diyoruz ama katiyen utanmıyoruz, sıkılmıyoruz. 
yarın sabah yetiştirmemiz gerekenleri düşünüp, bugünü yaşamaktan vazgeçiyoruz.
baştan başa boka saplandık. bu yüzyılda yaşayan bütün insanlar, hepimiz aynıyız. tekdüze, yapay, samimiyetsiz ve kendinibeğenmiş. bataklıkta yaşayan çirkin kurbağaları düşünün, biz onlarız işte.  göğe bakıp martıların uçuşlarıyla dalga geçiyoruz. beğenmiyoruz onları.tanrı bizi yukarıdan seyrederken diyor ki; ulan kibir sizin neyinize? ne için birbirinizi yiyorsunuz? ne bu kin, bu öfke? ideoloji sahibi insanlarsınız anlıyorum.. ama sizi ben yarattım ulan, ben. yaşayın diye yarattım, neyin kavgası bu, neyin mücadelesi? gidip dünyayı falan dolaşın oğlum. bir sürü farklı topluluk yarattım, gidin onları tanıyın, kaynaşın birbirinizle. gidin koşun kıyılarda, kırlarda.. -çiçekleri kopartıp sevdiklerinize götürmeyin, sevdiklerinizi çiçekli yerlere götürün.-  farkına varın yaşamanın. yaralı olanların yaralarını sarın, sarın ki yarın siz yaralandığınızda bir tentürdiyotlu bez uzatanınız olsun. derin derin nefes alın pazartesi sabahları, bu gün de ölmedim ulan, deyin. ne bileyim, aşık olun mesela, sevin, sevilin. ben hepinizi birbiriniz için yarattım, kavga edin diye değil, birbirinize sarılın diye yarattım. -korkmayın ulu orta sarılmak günah değil.- mutlu olun lan işte. milyar yıllık mazisi olan bir gezegende, size hepi topu ortalama 70 yıl yaşama şansı tanıdım, bu neyin kafası oğlum, neyin kavgası? artık kendinize gelin amına koyayım..

gülümsüyor sonra, yanıma geldiğinizde hepinize göstereceğim, diyor..


ve bütün bunların farkında olan bir adam not düşüyor geceye;
”karanlığın kokusu sinmiş üzerimize.. böyle diyorum, çünkü vaziyeti betimleyecek başka bir cümle kalmadı”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s